Tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve sıcak insanlarıyla Kütahya'yı keşfedin! Bu blogda, şehrin kültürel mirasını, lezzet duraklarını, gezi rotalarını ve yaşamına dair her şeyi bulabilirsiniz. Kütahya'da yaşayanlar ve şehri merak edenler için vazgeçilmez bir kaynak.
Kütahya'nın tarihi dokusunu yansıtan önemli yapılarından biri olan Kaditler Camii, adını yapım aşamasında bulunan insan iskeletlerinden almıştır. "Kadit" kelimesi, Arapça kökenli olup "kurutulmuş et" anlamına gelirken, Türkçede "iskelet" anlamında da kullanılmaktadır.
Kaditler Camii'nin Tarihi ve Yapısı:
Cami, 1835 yılında tek katlı olarak inşa edilmeye başlanmış, 1847 yılında ise üst katı eklenerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur.
Fevkani (iki katlı) bir yapıdır. Alt katı 1835, üst katı ise 1847 yılında inşa edilmiştir.
Yapının mimari özellikleri, kargir ve ahşap tavanlı olmasıdır. Caddeye bakan batı cephesinin üst katı kesme taştan, diğer cepheleri ise tuğla hatıllı iri moloz taştan yapılmıştır.
1909 yılında halktan toplanan yardımlarla onarılmıştır.
Cami'nin İsminin Kaynağı:
İnşaat sırasında bulunan üç adet kafatasından dolayı "Kaditler" olarak anılmaktadır.
Ek Bilgiler:
Cami, Palandız Ali Vakfı'na aittir.
Cami'nin giriş kapısında bir kitabe bulunmaktadır.
Kaditler Camii, Kütahya'nın tarihi ve kültürel mirasının önemli bir parçasıdır ve ziyaretçilere şehrin geçmişine dair ilginç bir bakış açısı sunmaktadır.
Türk vakıflarının sosyal yaşama etkisi şiiri
Bir taşın üstüne düşen çizgilerle başladı her şey, Kervansarayların gölgesinde.
Susuz kalmış dudaklara su oldu, Bir ahşap kapıdan sızan ışık,
Toprak, ekmeği bölüşmek için değil, “Bölüşünce çoğalır” diyenlerin mirası idi; Taş taş üstüne, yürek yüreğe, Çeşmelerden akan ab-ı hayat gibiydi.
Kiminin sofrasında tuz, kiminin yüreğinde sızı, Vakıf, bir annenin sütü, Kubbelerin altında okunan bir dua, Yoksulun cebine bırakılan sadaka taşı…
Ahırda hasta bir atın sırtını okşayan el, Kütüphanelerde asırlık kitapların nefesi, Köprüler,
Kervanları bir yakadan öbür yakaya taşırken, Vakıf, insanın insana uzattığı bir dal parçasıydı.
Zaman, çarşılarda alın teriyle yoğruldu, Duvarlarda nakış gibi işlendi merhamet, Her taşın altında bir hikâye, her hikâyede bir can, Vakıf, toprağa düşen tohum gibiydi: Kök saldıkça büyüyen çoğalan…
Bugün de aynı sokaklarda, Bir kapı tokmağında, bir okul sırasında, Yüzlerce yılın sessiz tanığı yaşıyor, Bir nehrin yatağından binlerce damla, Hepsi aynı okyanusa koşuyor.
Yorum Gönder